Tarif edemediğim bir korku var içimde, belirsizliğe karşı bir huzursuzluk. Değişime karşı gösterdiğim direnç yerini yavaş yavaş uyuma bırakıyor derken ve her gün yeni şeyler yaşarken hayatımda içimdeki korku nedir?
Bazen geçmişi özleyen biriyken geleceğin belirsizliğinin büyüsüne kapılmış hayaller kurarken buluyorum kendimi. O hayallerle daha mutlu bir insana dönüşüyorum ve korkularımı bertaraf etmeye çalışıyorum.
Gelecekte beni bekleyen en yakın değişim ise bu senenin sonunda öğrenci olma ayrıcalıklarımı kaybedecek olmam. Fakat, ben converslerim, jeanlerim, elimde kitaplarımla çok mutluyum. İstediğim zaman tembellik yapabilme, istediğim zaman okula gitme özgürlüğüm var. Birden bire büyümem, ona göre yaşamam, düşünmem istenecek kaçınılmaz bir son olarak. İçimdeki karamsar sesin söyledikleri böyleyken diğer bir ses daha güçlü bir şekilde İstanbul’da bir yaşam kurma hayalimi hatırlatmakta. Yaşa, gör ve sakın korkma diyor bu ses. Ben de tekrarlıyorum içimden. “Korkma hayallerinin peşinden git, yeni bir hayata aşık olduğun şehirde başla. Taksim’i, Boğaz’ı, insanı içine alan o müthiş karmaşıklığı düşün.”
“Sadece yürü küçük,yavaş ama doğru adımlarla yürü…”