Author Archive

  • Sorry…

    2

    Özürlerim çok benim, söylediğim ya da bugüne kadar söylemeye cesaret edemediğim. Bu yazı günah çıkarmak gibi rahatlatsın istiyorum beni, omuzlarımdaki yükü alsın. Bilim adamlarının da söylediği gibi hayatımı kolaylaştırsın.
    Sadece “ www.birozurdilemeprojesi.com” bu adrese giriyorsunuz ve kimden ne için özür dilemek istiyorsanız “Sen de özür dile” yazan bölüme tıklayarak içinizi döküyorsunuz. Bu fikir Zoran Drvenkar’ın “Sorry” adlı kitabından esinlenilerek ortaya çıkmış. Kitapta dört arkadaş ortak oldukları bir iş kuruyorlar. Wolf, Kris, Frauke ve Tamara; insanların hatalı olduklarını düşündükleri durumlarda mağdur olan taraftan özür dilemelerine aracılık ediyorlar. İnsanlar bu sayede vicdanlarını rahatlatıyorlar; fakat bir gün özür dilenmesi istenen kişinin ölü olması işlerin seyrini de değiştiriyor. İşte bu kitaptan yola çıkarak oluşturulan internet sitesinde de çok sayıda özür mesajı karşımıza çıkıyor. Siteye herhangi bir özür yazısı yazmasanızda okuma şansınız var. Aşağıdaki iki özür de işte bu siteden alıntı:
    ‘Hayatta en çok hayal kırıklığına uğrattığım kendimden özür dilerim. Belki artık doğru şeyleri yapmaya başlarsam beni affeder…’
    “Dünyadan özür diliyorum onu değiştirmeye çalışmak yerine yerdiğim için…”

    Peki benim söylemeye hiç fırsat bulamadığım ya da cesaret edemediğim özürlerim:
    Kendi sitemde bunca zamandır sadece 3 yazı yayınladığım için özür dilerim.
    Simone’ye (kedimiz) ev arkadaşım kadar iyi bakamadığım için özür dilerim.
    Simone’nin başka bir kediyle mutlu bir beraberliği olmasına müsaade etmediğim için özür dilerim.
    Canım babama istediğim her an seni seviyorum demediğim için özür dilerim.
    Yakın bir arkadaşımın ilişkisini onaylamadığımı söylediğim ve birbirimizi kaybettiğimiz için özür dilerim.
    Selcan’ı şu yaz sıcağında ders çalışmaya zorladığım için özür dilerim.
    Erken kalktığım için zorla ve hileyle uyanmalarına sebep olduğum bütün herkesten özür dilerim. (Bu özür özellikle Selcan’a gelsin. Uzun bir süredir göremediği sevgilisini sadece rüyasında görürken uyandırdığım için özür dilerim.)
    Değişemeyeceğimi bile bile söz verdiğim ve yerine getiremediğim zamanlar için özür dilerim.
    Hayatta büyük konuştuğum her an için özür dilerim.
    Buradan yazamadığım her şey için de özür dilerim…

  • Sadece karşı kıyıdan yazıyorum bunları

    3

    Uzak değil sadece karşı kıyıdan yazıyorum bu satırları. Yabancı olmadığımız, benzer sokaklar, kültürler, insanlar arasından, Atina’dan. Çok değil henüz üç hafta oldu bu şehirde yaşamaya başlayalı ama ben çoktan büyüsüne kapıldım diyebilirim. Bunu söylemek için de bir çok nedenim var. Mesela küçük ama Atina’nın bütün ışıltısını gören bir balkona sahip odam ve sanki yıllardır tanıyormuşum gibi hissettiğim bir oda arkadaşım var. Tabi Atina’yı düşündüğümde bana hatırlattığı, aslında genel olarak bütün herkesin aklına gelecek üç şey daha var. Akropoli, Suvlaki ve grevler.

    Akropoli, Yunanmistan’ın simgesi olarak bilinir. Eski Yunan’da tanrıların yaşadıkları tapınaklar burada bulunur.

    Suvlaki, pita ekmeğiyle yapılan cacık veya mayonez soslarıyla yenilen inanılmaz lezzetli bir dönerdir.

    Grevler ise Atina’da hayatı altüst eden belki de etmesi gereken eylemler diye tanımlanabilir. Burada ne zaman, nerede elinde pankart olan bir toplulukla karşılaşacağımı bilmeden yaşıyorum. Hayatı biraz da grev günlerine göre planlıyorum. Örneğin, genel bir grev günüyse toplu taşıma araçlarını hiç kullanmıyorum ya da belirli saatlerde ve sadece bir kaç saat için kullanabiliyorum. Devlet dairelerinin bu günlerde kapalı olduğunu ise hiç unutmuyorum.

    Önyargısız geldiğim bu şehirde beklediğimden de sıcak karşılandım. Üniversiteye gidip koordinatörümle ilk tanıştığımda Türkçe „ Hoşgeldin“ denilerek karşılandım. Gelmeden önce Türk olduğum için yaşayabilecekleriö için uyarıldığım hiç bir olumsuz durumu yaşamadım. Rum dediklerimizle aynı sokaklarda yürüyorum, onların parçalarını dinlerken karşı kıyıdan özlediklerimi düşünüyorum. Ama biliyorum ki ben de özleniyorum.

  • If you really want to touch someone , send them a letter.

    2

    “ Satırlara sarılmak!

    İnsanlar genellikle reklamları sevmez. Aslında haklılar da, etrafta o kadar kötü örnek var ki.
    Ama bazı reklamlar var buram buram deha kokuyor.
    Austraila Post’un yaptırdığı bu reklam son zamanlarda gördüğüm en iyi iş ve ben yapan adamlara hafif bir kıskançlık ile saygı duydum.

    Umarım sen de seversin.”

    Bu satırlar yıllar önce mektuplaştığım bir dostumdan kaldı bana. Her açıp okuduğumda aynı heyecanı, aynı mutluluğu hissettiğim mektuplardan sadece biri. En son ne zaman mektup yazdınız ya da mektup aldınız bilmiyorum. O mektubu elinize aldığınızda yüzünüzde oluşan gülümsemeyle hayat ne kadar değişse de benim bir tarafım aynı kalacak dediniz mi bilmiyorum. Ama ben mektup almayı da yazmayı da farklı bir özgürlük olarak tanımlıyorum. Reklam metninde de yazıldığı gibi mektuba dokunmak karşınızdaki insana dokunmak kadar gerçek ve samimi benim için. Onun hayatından, kokusundan bir parça gibi…

    Lütfen bu reklamı inceleyin eminim bana hissettirdiklerini hissedeceksiniz ve belki de bir mektup yazarak o insanın kendini özel hissettireceksiniz.

  • Küçük ama doğru adımlar

    17

    TaksimTarif edemediğim bir korku var içimde, belirsizliğe karşı bir huzursuzluk. Değişime karşı gösterdiğim direnç yerini yavaş yavaş uyuma bırakıyor derken ve her gün yeni şeyler yaşarken hayatımda içimdeki korku nedir?

    Bazen geçmişi özleyen biriyken geleceğin belirsizliğinin büyüsüne kapılmış hayaller kurarken buluyorum kendimi. O hayallerle daha mutlu bir insana dönüşüyorum ve korkularımı bertaraf etmeye çalışıyorum.

    Gelecekte beni bekleyen en yakın değişim ise bu senenin sonunda öğrenci olma ayrıcalıklarımı kaybedecek olmam. Fakat, ben converslerim, jeanlerim, elimde kitaplarımla çok mutluyum. İstediğim zaman tembellik yapabilme, istediğim zaman okula gitme özgürlüğüm var. Birden bire büyümem, ona göre yaşamam, düşünmem istenecek kaçınılmaz bir son olarak. İçimdeki karamsar sesin söyledikleri böyleyken diğer bir ses daha güçlü bir şekilde İstanbul’da bir yaşam kurma hayalimi hatırlatmakta. Yaşa, gör ve sakın korkma diyor bu ses. Ben de tekrarlıyorum içimden. “Korkma hayallerinin peşinden git, yeni bir hayata aşık olduğun şehirde başla. Taksim’i, Boğaz’ı, insanı içine alan o müthiş karmaşıklığı düşün.”

    “Sadece yürü küçük,yavaş ama doğru adımlarla yürü…”