“ Satırlara sarılmak!
İnsanlar genellikle reklamları sevmez. Aslında haklılar da, etrafta o kadar kötü örnek var ki.
Ama bazı reklamlar var buram buram deha kokuyor.
Austraila Post’un yaptırdığı bu reklam son zamanlarda gördüğüm en iyi iş ve ben yapan adamlara hafif bir kıskançlık ile saygı duydum.Umarım sen de seversin.”
Bu satırlar yıllar önce mektuplaştığım bir dostumdan kaldı bana. Her açıp okuduğumda aynı heyecanı, aynı mutluluğu hissettiğim mektuplardan sadece biri. En son ne zaman mektup yazdınız ya da mektup aldınız bilmiyorum. O mektubu elinize aldığınızda yüzünüzde oluşan gülümsemeyle hayat ne kadar değişse de benim bir tarafım aynı kalacak dediniz mi bilmiyorum. Ama ben mektup almayı da yazmayı da farklı bir özgürlük olarak tanımlıyorum. Reklam metninde de yazıldığı gibi mektuba dokunmak karşınızdaki insana dokunmak kadar gerçek ve samimi benim için. Onun hayatından, kokusundan bir parça gibi…
Lütfen bu reklamı inceleyin eminim bana hissettirdiklerini hissedeceksiniz ve belki de bir mektup yazarak o insanın kendini özel hissettireceksiniz.





Yazılı iletişimi sevmiyorum ben. Karşındaki kişinin gözlerine bakmadan, duygu ve düşüncelerini mimiklerinle ifade etmeden yapılan bir iletişimi çok yetersiz görüyorum fakat ilginçtir hep yazılı iletişimde daha başarılı oldum, daha iyi ifade ettim kendimi.
Mektup göndermenin tek çekici yanı galiba kalıcı olması. Onun dışında bir anlam ifade etmiyor bana. Belki de duyularım körelmiştir.
Yazılan her kelime onu yazanın duygularını taşır, geçen zamana rağmen anlamını korumasını sağlar. “Söz uçar yazı kalır”